Salı, Nisan 14, 2009
Pazartesi degil de sali gunu oglen vakti -yani tam su anda burda oldugu gibi- oldugu zaman bana haftaici bitmis gibi geliyor. "Bugun" diyorum "eve gidecegim ve yarin carsamba olacak. Haftanin ortasi. Sonra zaten persembe, cuma. Bu haftaici de bitti. Geldi haftasonu."
Ve bir hafta daha bitmis oluyor. Geriye kaliyor, gecen haftaki hafta sayisi -1. Yollar kisaliyor, zaman bukuluyor ve ben gulumsuyorum.
Perşembe, Nisan 02, 2009
F.san
Burda F.-san bir tane. Teknisyen kendisi, boyutlari minimal bir kadincagiz. Boyutlarindan daha minimal olan bir seyi varsa -ki var- o da sesi. Sessiz kendisi. Cok sessiz demiyorum, zira bu kadar sessiz olan bir kimsenin durumunu anlatacak tek kelime “Sessiz”. Cok ibaresine gerek yok, anlamsiz olur. Alttaki ornekteki gibi:
-Bakkal amca, ekmek var mi? (Simdi zaten gordun dolapta yok, adam neresinde saklasin, ne soruyosun!)
-Yok.
-Hic mi yok! (Bu soruya hele ne ne ne gerek var. Adam karaborsa yapacak sanki ekmegi, sana satmiyor. Baskasina ayirdiysa da ekmegi zaten baskasina ayirmistir. Uza hadi, git burdan.)
Sessiz kadin F. O kadar sessiz ki, ses cikarmadigi zamanlarda konusuyor mu acaba diye merak ediyor insan. Japon isaret dilini cozucem biraz daha ugrasirsam bu kadinla. Fare kafeslerini beraber temizliyoruz. Daha dogrusu ben ona yardim ediyorum, ayagiyla beni sikiyorlar. Anam agladi, belim kirildi lan. 2,5 saat suruyor, nerdeyse 1000 tane fareyle hasir nesir oluyorum. Ne o, “yardim” ediyorum. Son kafeslere dogru gelince kafeslerdeki farelerin olmus olabilmelerini umut ediyorum, bu nasil bir umut anlayamadim ama olsun, ediyorum. O zaman temizlemiyorum cunku. Yani herhalde temizlemem, daha basima gelmedi. Bos kafesi temizletmezler herhalde ama ben F.san’in oyle dedigini sanabilir ve temizleyebilirim.
Bir de hareketleri var ki kung-fu’dan bozma, hamile olmasa el hareketi yapiyor sanip “Indir lan o elini” deyip alicam ayagimin altina.
Salı, Mart 31, 2009
Buraya gelmeden once biraz Hiragana calisayim dedim. Hani yolda kalirsam tabelalara bakar haritadaki yerimi anlarim diye dusundum.Durun biraz daha baslayayim:
Japonlarin uc alfabesi var: Hiragana, Katakana ve Kanji. Hiragana ilkokulda ogretilen alfabe. Katakana da ayni alfabenin farkli simgelerle yazilisi, bunu ne zaman ogreniyorlar bilmiyorum. Bir de Kanji var, cogunun Japonca dedigi zaman aklina gelen o sanatsal alfabe, hani bazi Japon filmlerinde yere serilmis hayvan gibi buyuk, kagit oldugunu dusundusum seye supurge supurge oldugunu yine dusundugum seyi kan oldugunu yine dusundugum seye batirarak yazar ya bazi kendini usta olarak dusunenler, iste o alfabe, ben oyle dusunuyorum. Cin’den almislar bu alfabeyi. Oldurerek almislar sanirim yoksa o kadar kan baksa hic bir milletten cikamaz.
Buraya geldikten sonra ogrendigim uzere Hiragana ve Katakana fonetik esaslar icin var. Hangi ses nasil cikariliyor, nasil telafuz ediliyor vs icin. Yani konusmanin yazi hali gibi bir durumdan oteye gidemiyor. Tamamen Kanji’yle yaziyorlar. Ben de yaninda calistigim Japon’la konusurken ogrendim ki Kanji’nin bir avantaji varmis. 2000 tane sembol iceren bu alfabeyi ezberlemenin hafiza uzerine olan etkileri bir yana, sembollerdeki her bir parcanin anlami varmis. “Bir sembolu daha once hic gormemis olsam bile anlatmak istedigini az cok anliyorum” dedi. Ben de “Simdi anliyorum Latin alfabesi dururken boyle zor bir seyi kendinize neden yaptiginizi.” dedim. Gulduk ikimiz de.
Garip adam benim calistigim Yrd. Doc. T.A.-san. Anlatirim
Simdi baktim da bu Kanji'yi Hun Imparatorlugu'ndan kacan Cinliler ve Koreliler getirmis Japonya'ya. Bu da bizim Japonlara armaganimiz olsun. Yasa ey Mete Han, yok huzurlu yat ey Mete Han.
Pazartesi, Mart 30, 2009
Mail yoluyla esten dosttan gelen sorulara cevap yazayim bu postta da:
Birbirlerine benziyorlar mi?
Evet, cok benziyorlar. Hatta hepsi ayni. Hatta kardes laboratuvarlarda Koreli'ler Cinli'ler var, bence onlar da ayni. Ama ayirt etmenin bir yolunu buldum, kiyafetleri. Butun hafta boyunca ayni kiyafetleri giyiyorlar. Sagolsunlar cok yardimci oldular. Simdi anliyorum havaalaninda neden beni karsilarken T.A.’nin “Ne kadar cok sey getirmissin.” dedigini. Ulan insan bir ustunu basini degistirir. Tek o degil, kimse degistirmiyor. Iyi ki Turkiye’den alisigim, boyle arkadaslarim var. Bir de baksa bir gun de sey dedi adam ya -o gun botumu giymedim normal bir ayakkabi giydim- “Simdiden iki tane ayakkabi giydin” dedi. Ulan her gun bot mu giyeyim. Getirdim herhalde baska bir ayakkabi da. Koca yaz 38-40 santigrat derece oluyormus, botla ayaklarim su kaybindan kuculur be. “Benim bir tane ayakkabim” var dedi. “Iyi” dedim ben de. Ama bunu soylerken Kucuk Emrah modunda soylemiyor, soyluyor sadece. Genelde bunlar boyle sanirim.
Herkes kung-fu biliyor mu?
Valla daha rastlamadim oyle yol ortasinda agaci kaval kemigiyle devirmeye calisan. Ama karsima cikarsa Ingilizce bilse iyi olur yoksa bu hirsla kiracagim agzini burnunu acimayacagim kiz-erkek.
Ingilizceleri gercekten yok mu/kotu mu?
Yok ben yalan soyluyorum, herkes catir catir konusuyor. Bilmiyorlar iste. Sen nasil Japonca, Rusca bilmiyorsan bunlar da Ingilizce bilmiyor. Ustelik insana bildigini de unuttururlar bunlar: Burda genelde bizdeki “Sevin ile Vin” benzeri convenience store’lar var. Bento denilen yemek-kutulari satiliyor cok yaygin. Ama neyin ne oldugunu anlamiyorum, cunku her seyi bir seylere bulayip kizartip satiyorlar cunku. Soruyorum bu ne lan diye, bakiyorlar Japon Japon. Ben de sonra hepsini birden soyle bir gosterip suratima soru isareti takinip "Good?" diyorum. Anlayana rastladim bir kac kere de tavsiye ettiler bir seyler, yedim.
Sorun soyleyeyim, buyrun beraber yiyelim bentolari.
Cumartesi, Mart 28, 2009
Bir ricam var butun dunya ulkeleri liderlerinden ve dunyaliderleri@yahoogroups.com’a da mail aticam bu postu: Trafigin akis yonu konusunda bir mutabakata varir misiniz? Pratik olarak birbirleri arasinda kendiliginden aklima gelen ve/veya dusunup bulabildigim bir fark olmasa da turistlerin canini almakta epey bir fark olabilir zannimca ki bu da fark degil ama pratik bir olgu hem de cok pratik, aci fren + carpma + kan + revan.
Tahmin ettiginiz uzere (hem de bilmeyenler icin soyleyeyim) burada trafik soldan akiyor. Yani karsidan karsiya gecmeden once, once sola sonra saga sonra tekrar sola degil tersini yapmak gerekiyor. Ilk kombinasyon omurilige yerlesmis oldugu icin bir takim tehlikeler var. Sola bakarken sagdan yemek gibi. Sonuc olarak yapilmasi gereken sey bu kombinasyonu bitirdikten sonra harekete gecmek. Once harekete gecip daha sonra bitiririm dersen bitirebilecegin yerlerden biri Toyonaka Belediye Hastanesi digeri de Osaka Universitesi Hastanesi.
Butun gun defalarca, “Bak su adama donemecte solluyor”, “Iste birazdan kafa kafaya girecekler” gibi kalbimi hizlandiran dusunceler geciyor kafamdan. Sonradan anliyorum herkesin kendi seridinde gidiyor oldugunu. Daha kaza gormedim ama boyle yanlis seritte giderlerse cok kaza olur burada haberleri olsun. japonyatrafikkazalaridairebaskanligi@yahoo.co.jp’ye de cc yapayim.
Ek olarak ulkemde beyaz boya israfindan oteye gidemeyen “yaya gecidi” cok faydali bir seymis ve gercekten onceligin yayaya verildigini bilen soforler varmis. Bunu suistimal etmek istemezdim ama ediyorum sanirim. Cok degil, herkes kadar. Yurumeye devam ediyorum, nasil olsa duruyorlar. Tehlikeli degil yaptigim cunku butun soforler yaya gecidine yaklasirken yavasliyorlar, yaya ortada olsun ya da olmasin. Kesinlikle durabilecekleri hiza geliyorlar. Aferin japon soforlere.
Ilim Cin’de bile degil Japonya’daymis almaya geldim. Kampanya yapmislar, ilim alana medeniyet bedava.
Nippon 1
Ne kadar heyecanli adamlar ya bunlar? Beklenmedik bir sey olmaya gorsun, hemen yerlerinde kipirdamaya basliyorlar, ne olacak diye duramiyorlar yerlerinde. Siparislerin hazirlanmasini beklerken saniyede 3 defa bakiyorlar hazirlayan kadindan tarafa. Ya kadin haber veriyor zaten hazir olunca, bir dur, bir yerinde dur.
Bir de ne kadar abartili tepki veriyorlar. “Nerdensin, kimlerdensin?” diyorlar, “Turkiye’denim, icinden” diyorum, “Ooooooo, Toruko” diyorlar. Sonra da cok biliyorlarmis gibi “Neresinden?” diyorlar. Sanki karis karis biliyorlar, neyse “Adana, Turkiye’nin guneyinde bir sehir” diyorum, “Oooooooooo” diyorlar. Ulan anladik Turkiye’yi biliyorsun da Adana’ya neden ooooooooo! Sanki bana biliyorlar Adana kiyak sehirdir, kelestir, insanlari kral adamlardir. Neymis ooooooooo! Her seye ooooooooo. Ben o kadar ooooooooo’lamiyorum lan burada – ki bunlar tam olarak benim canim ulkemden hic alisik olmadigim kadar duzen manyagi insanlar. Soyle ki: insanlar yolda tek sira yuruyor burada. Oyle rahat ediyorlar demek ki ne bileyim. Gercekten de soylendigi gibi bir kuyruk olusturma cilginligi var. Tren beklerken filan aninda her kapinin duracagi yerde kuyruklar olusuyor ve soylememe gerek yok (o zaman yazayim ben de) tabii ki her kapinin duracagi yer belli.
Ozellikle toplu tasima araclarinin zamanlari konusunda manyaklar. Treni gectim, hadi o belki tamam ama bu kadar kesin olmasi yine de cok acayip. Bir kere bir tren 5 dakika gecikmis ve ulusal kanala haber olmus. Otobus duraklarinda bile otobusun tam olarak hangi dakikada gelecegi yaziyor. Dijital yazsa, “hadi ona bir ayar veriyorlardir bir yerden, alici verici bir sistemi bulmustur bu keratalar” diyecegim ama yok bildigin A4. Ulan hic mi sekmez arkadas, trafigi var bunun vs. ama iste her saate uygun zamanlamayi yazmislar tabii. Kafalari calisiyor az cok.
Ah yazacak cok sey var. Bu ilk olsun.
Kaptan magara adami geliyor anacigiiiiiim.
Perşembe, Şubat 26, 2009
Perşembe, Kasım 20, 2008
Salı, Eylül 09, 2008
Hic bir sart altinda birilerinin oldurulmemesinden yanayim. Hic bir sart altinda, durun bir daha soyleyeyim hic bir sart altinda. Neden karsiyim soyleyeyim:
Cunku oldurmek demek bir insanin elinden her seyini almak demek. Gecmisteki ve gelecekteki her seyini. Butun mumkun pismanliklarini da. Beser sasmaz da kim sasar? Hatasindan ders cikarip duzelme ihtimalini de elinden aliyorsun. Hadi diyelim onu gectin, dusunmedin onun pisman olabilme potansiyelini -her ne kadar bu potansiyel bazi kosullarda gercekten sifira yakin olsa da- o adamin yakinlarinin, esinin, cocugunun, annesinin, babasinin da elinden aliyorsun bir suru imkani, sevgiyi ve belki her seyi. (Bunu ilk fark ettigimde E-5'te olu yatan bir adam vardi. Karsidan karsiya gecmeye calismis besbelli. Bu durumda soforu suclamiyorum, sadece olum fikrinin kisisel olmadigini anlatmaya calisiyorum.
Minibuste yanindaki lahmacun yiyen adami uyardigin icin oldurulmek cok sapikca olsa gerek. Ama simdi o adami oldurmemek gerekir diye dusunuyorum. Neyse cezasi ver agirlastirilmis muebbet, af'tan yararlanamama cezasi kalsin icerde. Sonrasina sonra bakarsin.
Diceksiniz ki, yok biri senin yakinini oldurmus, sen napaarsin? Adalet diye bir sey var. Adalet sen oldurene kadar isleyen bir sey degil, ya da biri senin yakinini oldurene kadar. Guvenmek zorundasin, eger olmuyorsa o zaman sistemi degistirmek gerekir ki bu da sosyal devlet olmanin (?) bir avantaji. Yoksa sen onu oldur, onun bilmem nesi seni oldursun, sonra senden artakalan birini. Tanidik geldi di mi, al sana kan davasi.
Bir de soyle bir gercek var, belki ben kin tutamadigim icin boyleyimdir ya da boyle oldugum icin kin tutamiyorum, ne biliim. Yufka yuregimle gozleme yapip, kizgin sacda saatlerce pisirip yemek ister misin?
Hayatimda hic kavga etmedim, acikcasi gerek olmadi. Kimseyle gelmedim yumruk yumruga. Gelirse nasil bir performans beni bekliyor bilmiyorum. Gelmesin ne gerek var zaten.
Yufka yureklilikten sozu acmisken bir seye daha aciklik getireyim. Bir soz var hani "Seveni s.kerler, s.keni severler" diye. Sonu gang bang'e ya da reverse gang bang'e varir bunun bir kac tur sonra haberiniz olsun.
Çarşamba, Mayıs 07, 2008
Salı, Nisan 29, 2008
Son 2 haftaya kadar doktora ve daha sonrasi hayatim icin tumor anjiogenez inhibasyonu uzerinde calismayi planliyordum. Yani kanserli dokularin, mevcut damarlardan yenilerini kendilerine dogru yaptirarak hem daha fazla beslenmelerini hem de yayilma potesiyellerini engellemek uzereine calismak istiyordum. Kisisel fikrim kanser icin cok da yakin zamanda tedavi bulunma ihtimalinin dusuk olusu. Bu yuzden madem oyle, o zaman bir care bulunana kadar bari milletin olmesini engellemeye calisayim diye dusunuyordum.
Ama son 2 haftadir National Geographic tarafindan cekilmis Tufek, Mikrop ve Celik belgeselini izledikten sonra (essek'ten bulunabilir-divxforever'da linki var) fikrim degisti. Belgesel kitabi kadar guzeldi diyebilirim, her sey yerli yerince ve gayet guzel anlatildi bizzat Jared Diamond esliginde. Serinin son bolumunde Afrika Kitasi'ndaki illetten, sitmadan bahsediliyordu. Ben boyle bir illet, hakikaten illet oldugunu bilmiyordum. Dunya da yilda yaklasik 1 milyon kisi oluyormus Sahra Alti Afrika'da. Ve bunlarin %90'i 5 yasin altinda cocuk. Yani yilda 900.000 cocuk, bebek. Yaklasik 30-35 saniyede bir cocuk oluyor, her an, su anda, orda, ö-lü-yor. Ben bu yaziyi yazana kadar 18 cocuk oldu, siz okuyana kadar da 6 cocuk olmustur sanirim.
Ya da mesela ayni bolgede ortalama yasam suresi 38 yil imis bu nane yuzunden.
O zaman ayazda kalmis bekci .arragi gibi dikilip beklemenin bir manasi yok. Sitma calismak istiyorum su anda, nerde ve nasil oldugunun cok da onemi yok. Cok gazim, belki duyarsiz kaldiklarimin akrabalarinin birkacini kurtarabilirim, bu da avutur belki beni biraz.
Çarşamba, Nisan 23, 2008
...demekten baska bir sey diyemiyorum su anda. Ulan ayda yilda bir video koyalim post'a dedik, neymis efendim "Embedding disabled by request"mis. Unlu bir sairin dedigi gibi mnskym. Selam olsun. Aleykum selam.
Burdan izleyin, anlayin halimi.
http://www.youtube.com/watch?v=Nwv9H-tagns
O da olmadi: Stirling's Turn up the Dark
Cuma, Nisan 18, 2008
Pazartesi, Nisan 07, 2008
6 Nisan 2008 Genclerbirligi-Galatasaray macinin 44. dakikasinda hakemin vermedigi penalti pozisyonu uzerine yaptigi yorum:
"Aferim Sabri’ye... Ayıptır ya, birisi buna penaltı değil derse kafasına odunu geçiririm. İtti mi, kaktı mı, sana göre mi, bana göre misi yok bunun. Baba iki eliyle almış koymuş kenara. Köyde öküzü ahıra sokamazsın ya, öyle itiyor Sabri."
Bu adam cok eglenceli ya, bir de Fox'taki Ahmet Cakar'la Sansa Bak yarismasi. Trajikomik program; cok trajik ama daha cok, en cok komik.
Evren, denk gelirsen izle. Beceriksiz Sihirbaz'dan bile daha komik.
Çarşamba, Ocak 16, 2008
Daha once de sobelenmistim, daha sonra yazarim diye ertelemistim hepsini. Gercekten sobelenmisim de ebe olmaya kizip oyundan cikmisim gibi hic yazmamistim. Gozlerimi yumup 100'e kadar saymaya usenmistim hep. Bu sefer sayiyorum:
1-Blog yazmaya ne zaman başladın?
Agustos 2006. Evren'den ozenmistim biraz. Basimi asan dertlerin sayisi da basimin sayisini asmisti, once gizli gizli yazdim sayilir. Sonra hatirlamiyorum kim -sanirim Evren- "Blogger olmusun lan ...." dedi. Sonra daha az yazmaya basladim :)
2-Blog yazılarımın konusunun belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum, yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?
Konular genelde uzerinde uzun sure dusundugum seyler oluyor. Cok da mutlu olmadigim zamanlar daha cok yaziyorum. Ya da aklimi cok karistiran seyleri yaziyorum genelde. Insanlarin, insanlarimizin cok kizdigim seyleri hakkinda yaziyorum, sinirleniyorum. Her aklima geleni yaziyor degilim.
3-Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?
Hayir etmiyorum ki zaten bu blogger oldugumdan beri gun basina dusen yaklasik 0.12 post'tan belli oluyordur.
4-Blog yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı ?
Kimsenin bir sey bekledigini sanmiyorum. Aklima boyle bir sey geldiginde, "Hayir beklemiyorlardir, niye beklesinler ki!" diye dusunerek kendimi mutlu ediyorum. Blog icin olmasa da benden bir sey beklenmesinden, beklenti insani olmaktan zaten cok sıkıldım.
5 -Blog yazmayı ne kadar sürdüreceğim?
Hic dusunmedim ama elim ayagim tutmaz belki o zaman birakirim. Gerci pes etmemek lazim. 2 gun once ogrendim de Jean-Dominique Bauby isimli zat 43 yasinda felc geciriyor, sadece sol goz kapagi hareket ediyor sanirim. Ozel bir sistem sayesinde, sanirim gozunun onunden harflerin gecisi sirasinda goz kirparak, "Kelebek ve Dalgıç Giysisi" kitabini yaziyor. Fellik fellik kitabi ariyorum, inanilmaz merak icindeyim. Bu arada Bauby'nin hikayesi film olmus. "Kelebek ve Dalgıç" ismiyle 18 Ocak'ta vizyona giriyor. Bu filmle Julian Schnabel Cannes Film Festivali'nde en iyi yonetmen odulunu almis.
6-''Eğer her gün kullandığınız zeytinyağı şişenizin kapağını açtığınızda içinden bir cin çıksaydı ve hayatınızda memnun olmadığınız bir şeyi değiştirebileceğini söyleseydi, neyi değiştirmesini isterdiniz?''
Bir kere bu kuralin degismesini isterim, ne oyle "bir" seyi degistirebilirsin. Cine bak sen, hem karsima bir kere cik hem de kisitla beni. Ama cinlerin guclu kuvvetli olduklarini, cin gibi olduklarini ve en nihayetinde "the cin" olduklarini goz onune alarak sunu isterdim herhalde: Gunlerin suresini uzatsin, ama calisma ve okul saatleri degismesin, dunyanin donus hizi degismesin (Bilmem artik nasil yapar). Mesela 40 saat olsun gunler. Insanlari gormek icin cok zamanim olsun, Amerika'yla ayni gunu yasayalim mesela da Kursat'imla adam gibi saatlerde istedigimiz kadar konusalim. Ece'yle gezip dolasayim boylece, daha uzun, daha keyifli (Ders calismam lazim demek zorunda kalmayayim daracik zaman dilimlerinde). Evren'im gelince daha uzun goruselim, ben gunu birlik (yeni tarifeden) gideyim Adana'ya.
Zanzara ve Elturco'ya selam olsun. Haydi, sira sizde.
Perşembe, Aralık 20, 2007
Pazartesi, Aralık 10, 2007
Ne zamandir yazicam (9 aydir) erteliyordum, bir seyler yuzunden aksiyordu. Neyse gelelim konuya: 21 Mart 2007'de Hurriyet gazetesinde cikan haberi kopyaliyorum:
"100 milyon yildir seks yapmıyor
Yeni bulunan mikroskobik bir canlı, "Hayvanlar çiftleşerek ürer" tezini altüst etti. "Bdelloid rotator" adı verilen bu su canlılarının hepsinin dişi oldukları ve 100 milyon yıldır seks yapmadan 400 farklı türe bölünebildikleri anlaşıldı." (http://www.hurriyet.com.tr/yasam/6167403.asp?gid=57)
Simdi; ya valla bir sey yazmak istemiyorum ama yazicam:
Mikroskobik canliya hayvan demek ne demek. Gerci canlilar bu insanlara gore uce ayrilir: Bitkiler (Otlar), hayvanlar ve de insanlar. Ha belki bir de cinler eklenebilir.
Yine mikroskobik canlinin cinsiyeti konusunda karara da varmissiniz, bravo. Izmir marsiyla tebrik ediyorum sizi.
Ve de merak ettim acaba nerden aldilar bu haberi diye, su canlinin adini yazdim gugil'a, bir de ne goreyim, sadece Turkce siteler cikiyor. Hepsi de haberin bulundugu siteye link veriyorlar.
Yani olmayan bir canliya, olmayan karakterler verip, onlari olmayacak beklentileri yerine getiremedikleri icin haber konusu yapabilmek icin acaba hangi maddeyi kullaniyorsunuz?
Bir de habere yazilmis yorumlar var ki, biyoloji derslerinin ne kadar bos ve sallapati gecildiginin bire bir gostergesi.





